Telif Hakları Paradoksu…
Çok özel insanların, binbir emekle ortaya koyduğu eserlerinin telif hakları aracılığı ile emeklerinin karşılığını alması kadar doğal bir şey yok. Bu sayede, insanoğlunun sahip olduğu kullanılabilir bilgiler artmakta ve medeniyet gelişmekte. Düşünen beyinler motive edilmekte ve yeni düşünen insanların çıkıp yeni eserler ortaya koyması teşvik edilmekte.
Yukarıdaki gibi mi düşünüyorsunuz? Hayır ben böyle düşünmüyorum. “Sadece para kazanıldığı zaman bilgi üretimi sağlanır aksi durumlarda bilgi (ya da başka bir ürün) üretimi yapılması mümkün değildir” şeklinde bir varsayım, hayatımda gördüğüm en büyük yalanlardan birisi. Bunun böyle olmadığını ispatlayan milyonlarca örnek var. Bilgisayar dünyasındaki açık kaynak kodlu yazılımlar, internet üzerindeki (gerek sitelerdeki gerek ücretsiz e-kitap dağıtımlarında) ücretsiz sunulan bilgiler…
Ayrıca ahlaki açıdan bakıldığında da, bu konu, tam anlamı ile bir paradoks.
Şimdi Size (hem vicdanınıza, hem mantığınıza) 2 soru sormak istiyorum;
1) Yukarıda bahsettiğim kapsamda ortaya konulan bir eserin, hiçbir şekilde maddi imkanı olmayan birisi tarafından korsan olarak edinilip faydalanılmasına ne diyorsunuz? Bu durumdaki bir insan bu tür eserlerden uzak mı durmalı, yoksa (sadece bu tür insanlar için olmak üzere) korsan tüketim hoş görülebilir mi?
2) Ev ortamında tamamen amatör imkanlarla 500 sayfalık bir kitabı (1. hamur kağıda) toplam 2,5 tl maliyetle basabiliyorum. Basım evleri bunu çok daha düşük maliyetle basıyorlar. Ancak kitap fiyatlarına bakıldığında bu ayardaki bir kitabın 20 tl den başladığını görüyorsunuz. Peki bir kitabın, ev ortamındaki maliyetinin yaklaşık 8 kat fazlasına satılması ne kadar etik? Sizce bu kar, ne kadar ahlaki?
Elbette bu soruları ben kendime de sordum.
Cevaplarıma gelince;
1) Maddi imkansızlıklar içindeki kişilerin korsan tüketimi ile, hiçbir maddi sıkıntısı olmadan korsana başvuran kişilerin durumu çok farklı. Birinci gruptaki insanı hiçbir şekilde suçlayamayacağımız gibi, imkansızlıklar içinde eğitim ve kültür faaliyetlerinden faydalanmanın yollarını aradığı için kendisini tebrik etmek gerekir. Burada suç, insanlarını temel kültür ve bilim ihtiyaçlarını karşılayamayacak duruma düşüren toplumda. Yani hem bireyleri bu duruma düşürceksin, hem de kurallar koyarak kötü duruma düşürdüğün insanı suçlayacaksın. Toplum, kusura bakmasın ancak ben böyle bir paradoks içeren kuralları tanımıyorum. Ancak ikinci gruptaki insan, kelimenin tam anlamı ile hırsızdır. Bazıları diyebilir ki fiil aynı, ancak sonuç farklı; evet tamamen öyle ama neden eşitlik bekliyorsunuz ki? Eşitlik bekliyorsanız eşit şartlar sağlayacaksınız. Yani bir kitabı dahi satın alamayacak derecede bir insanla, bunu yapabilecek insana aynı eşitlikle davranıyormusunuz ki eşitlik bekliyorsunuz. “Sana gelince eşitlik, ama bana gelince kusura bakma librallik” olmuyor malesef.
2) Böyle bir kar olmaz. Bu bana göre hırsızlık. Nasıl ki maddi imkanları olupta korsan tüketime yönelen insanlar hırsız ise, bir ürünü maliyetinin 8 katına satanlar da o derecede hırsızdır. Hırsızlığın tanımını neye göre yaptığınıza bağlı. Bana göre fahiş kar sağlayanlar hırsızdır. Elbette yayın evleri ve yazarlar da para kazansız, ancak böyle ahlaksızca değil.
İçinde bulunduğumuz çağı çok ileri ve medeni sanıyoruz. Ancak bu tür paradoksları gördükçe, aslında gelişmiş ve medeni bir toplum (dünya toplumunu kastediyorum) olmaya daha çoook yolumuz olduğunu anlıyoruz malesef. Medeniyet aya insan göndermekle, bilgisayarı icat etmekle oluyor. Bana göre medeniyet seviyesi, düzgün işleyen bir toplum düzeni ile sağlanır. Şu anda içinde bulunduğumuz toplum düzeninin binlerce yıl önceki toplum düzenimizden hiçbir farkı yok. Aynı vahşi doğa kanunları geçerli, güçlü (paralı) olan, güçsüze hükmeder, ezer, kullanır ve üstelik kurallar da böyle bir şeyi makul karşılar. Tek fark kullanılan araçlar. Medeniyet seviyesi aynı…
Neyse gecenin bu saatinde depreştim biraz. Sonunda da işte bu yazı çıktı.
Sonuna kadar zaman ayırıp okuma sabrı gösteren değerli ziyaretçilerimin de bu konulardaki fikirlerini öğrenmek isterim açıkçası…
Sevgilerimle

Ülkemizde kitap okumak, kitaptan para kazanmak gibi olgulardan fazla bahsetmeye gerek yok bence, bu ikisinin doğal olarak olmadığı bir ortamda bunların sorunlarıyla ilgili derin bir sohbet yapmak mümkü değil. İsteyen azınlık okuyor zaten, parası olan gerçek kitap okurları korsanını doğal olarak almıyor.
“Kitap okuma alışkanlığı” ifadesini hep kullanıyoruz. Galiba bu bile daha bilgili ve kültürlü olmaya olan yaklaşımımızın ilgisizliğinin ölçüsünü gösterir. Kitap okuma, -temelde- alışkanlık olarak tanımlanacak bir güdüye ihtiyaç duymaz. Daha bilgili ve kültürlü olmak istediğin için okursun. Alışkanlık ifadesini, heralde kitapla ilişkisi kitabı kullananları gözlemekten ibaret olan birileri tarafından yerleştirilmiş dilimize.
1